Açıklama

Göz cerrahisinden Fonksiyonel Tıp’a yönelen kariyer değişikliğini yıllar önce planlarken, bir kitap yazmak bu planların önemli bir parçasıydı. Bu kitap doktorlara yönelik olacaktı, topluma yönelik değil.Kitap basılır basılmaz, okuyan doktor arkadaşlar ve onların tepkilerini gören tıp-dışı kişiler bana ısrarla aynı şeyi söylemeye başladılar: “Bu kitabın bir de topluma yönelik versiyonunu yazmalısın” İlk zamanlar bu fikir bana çok uzaktı, şimdi o kadar değil, ama halka yönelik bir kitap yazmak hala “ilk yapılacaklar” listemde yer almıyor. Benim amacım, hedefim ve kendime biçtiğim misyon başka bir planda.Benim hedefim, doktor eğitimindeki “Önündeki hastaya bir isim ver (teşhis!), sonra da sırayla ilaçları dene” şeklinde özetlenebilecek ezbere davranış modelinin kalesinde bir gedik açmaktı. Bu gedik açılmadıkça, toplumun bireylerinde elde edeceğiniz uyanış, karşısına çıktığı doktorunun önünde “Bunlar hikaye, bilimsel değil” duvarına toslayacaktır.Topluma yönelik bir kitap yazmak çok kolaydır. Bu sizi “popüler” ve medyatik bir kişi de yapabilir, ama onu okuyan hasta önünde sonunda kendi doktoru ile baş başa kalacaktır. Tek bir doktor arkadaşta uyandıracağınız “kendisine öğretileni sorgulama” refleksinden ise, binlerce hasta yarar görebilir.

İKİNCİ BASKIYA ÖNSÖZ

“Bin adet bastırayım. Zaten iki yılda ancak satılır” dediğim ilk baskı, hiçbir satış kanalında olmamasına, ne kitapçılarda ne internette, yalnızca kulaktan kulağa satmasına rağmen iki buçuk ay içinde tükendi.Kitapla ve yaklaşımıyla ilgili olumsuz yorumlara da rastlamıyor değilim. Bunların istisnasız tümünün kitabı okumamış doktor arkadaşlardan geldiğini söylemem gerekiyor. Bu arkadaşlara Fonksiyonel Tıp’tan, biyolojik mantık yürütmelerden, “hastalığın hangisi olduğuna” değil, “sağlığın nasıl ve hangi noktada bozulduğuna” odaklanmak gibi şeylerden bahsettiğinizde, bütün bu anlattıklarınızı ilaç çalışmalarından türetilen mesleki kılavuzlarının sınırları dışına çıkmadan sürdürmek istedikleri o pasif ama konforlu mesleki yaşamlarına bir biçimde tehdit olarak algılıyorlar. Gerçekte ise bu yaklaşım onlara bir tehdit değil, aksine gerek kendi pratiklerinde gerek bir Fonksiyonel Tıp Uzmanı ile işbirliğinde, hem kendi bireysel hem hastalarının sağlığı adına uzmanlık ve tecrübelerini zenginleştirecek ve herşeyden önemlisi, mesleklerinden aldıkları keyfi katlayacak bir kapı aralıyor.“Ortopedi öğretim üyesiyim. Kalça ve diz protezlerinde harika sonuçlar alıyor ve hastanın yüzünü güldürüyoruz. Bununla birlikte sarkopeni, osteoporoz, osteoartritte hastalığın ilerlemesi karşısında çaresiz kalıyoruz. Bununla yüzleşmek beni son yıllarda geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemlerini araştırmaya itmişti. Kitabı okuduğumda ise anladım ki, aradığım şey meğer bizim tıp fakültesinde okuduğumuz tıbbın içindeymiş!”“Ben kitabı okudukça ve tecrübe ettikçe size yazmak istiyorum. Kendimi tutamıyorum çünkü. Yoğun olduğunuzu bildiğimden dolayı bana yanıt vermeseniz de olur. Sadece deneyimlediklerimi paylaşmak istiyorum. Sanki biliyormuş gibi bugün bütün hastalarım ileri yaş grubu, multiple tanılı :), ilaç manyağı olmuş hastalardı. Hastalar anlattıkça içimden bir gülme tuttu beni. Sanki sizin kitabı okuyorum. Bugün ilk kez farklı bir hekimlik yaptım. Daha bir şey bilmeden fonksiyonel tıp doktorluğuna soyun- dum. Önce uyku düzenlerini sorguladım, sonra stres düzeylerini, sonra beslenmelerine el attım, en son hareket planlarını yaptım. Uzun uzun konuştum. Aklım erdiğince tedavilerini düzenledim ama bloke edici inhibe edici şeyler yerine destekleyici tedaviler verdim. Hepsini 3 hafta sonra kontrole çağırdım. Hatta bir tanesine eliminasyon diyetine bile başladım. Bakalım sonuçlar ne olacak?”Aldığım buna benzer tepkiler, çok severek yaptığım göz doktorluğunu ve refraktif cerrahiyi, tüm geçmiş eğitim, kariyer ve maddi birikimimi sıfırlayarak “ışığa”, Fonksiyonel Tıp’a yönelmemin beraberinde getirdiği soru işaretlerini ve endişeleri de tümüyle ortadan kaldırdı.2017 yılı sonlarında, Fonksiyonel Tıp hareketine katkı vermek isteyecek arkadaşların desteğiyle modül modül kurslar düzenlemeyi düşünüyorum.Bu fitil tutuşmuştur. Kalanı artık yalnızca bir zaman meselesidir.Dr. Mustafa Atasoy
Haziran 2017, İzmir

BİRİNCİ BASKIYA ÖNSÖZ

Lise yıllarının ardından Mustafa ile tekrar karşılaşmamız 2014 yılının Şubat ayında oldu. Eşimin hastalığı için bazı beslenme önerilerinde bulunmak istiyordu. Buluştuk, kısa bir “Bunca yıl ne yaptın” sohbetinden sonra bana, birazdan ayrıntılarıyla okuyacağınız hastalığından ve iyileşme sürecinden bahsetti. Çok etkilenmiştim. Önerilerini can kulağı ile dinledim.Ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Öncelikle en kısa sürede tüm beslenme şeklimi değiştirdim. Tam yeni yaşam şeklime adapte olmuştum ki bir akşam Mustafa aradı: “Sadece beslenme değil, Fonksiyonel Tıp diye inanılmaz bir yaklaşım var, her şeyi bıraktım, bu konuyu öğrenmeye Amerika’ya gidiyorum” dedi. Fonksiyonel Tıp tanımını ilk defa bu şekilde duymuş oldum. Böylece benim de hayatımda yeni bir sayfa açıldı, hem hekim hem de kronik hastalıkları olan bir birey olarak.Günümüzde “yaşa bağlı” hastalıklar başta olmak üzere, maliyetli ve yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren kronik hastalıkların ortaya çıkması ile beslenme, yaşam şekli ve genetik yatkınlığın çok yakın ilişkili olduğu anlaşıldı. Kalp hastalıkları, inme, tip 2 diyabet, çeşitli kanserler, sindirim bozuklukları, otoimmün ve atopik hastalıklar, osteoporoz, nörodejeneratif hastalıklar ve çeşitli endokrin ve immün problemlerin tümü uygunsuz beslenme ile ilişkilendiriliyor. Burada “uygunsuz” kelimesini kullandım, çünkü her birimiz farklı bireyleriz. Hem genetik hem de çevresel yaşam koşullarımız tümüyle birbirinden farklı. Bu farklılıklar, hastalıklara yönelik hazırlanan tek tip beslenmeyi “uygunsuz” kılıyor.Tıp fakültelerinde verilen eğitimde beslenme konusunda ders yoktur. Hekim, özel ilgisi ile beslenme hakkında bilgi edinse dahi bunu her hasta özelinde en etkili şekilde nasıl uygulayacağı konusu açık değildir. Bu kitabın en önemli özelliklerinden biri; hem hastalıklardan korunmada, hem de tedavilerde beslenme ve besin destekleri ile ilgili çok önemli bilgiler vermesidir.Bununla birlikte bu bir beslenme kitabı değil. Kitapta, insan vücudundaki biyolojik sistemlerde çevresel ve genetik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkan fonksiyon bozukluklarının kronik hastalıkların gelişimindeki rolü hastalık değil hasta odaklı olarak, adeta bir problem çözer gibi anlatılıyor. Metabolik yolların, beslenme ve genetik ile ilişkisi konusunda önemli bilgiler veriliyor.Kitabı okudukça, öğrencilik yıllarımda barajı geçmekte hep zorlandığım Biyokimya’nın aslında ne kadar anlaşılır ve kolay öğrenilir olduğunu gördüm. Keşke bize böyle anlatılsaydı diye hayıflandım. Benzer şekilde barsaklarımız anlatılırken mukozal immün sistem ve mikrobiota ile Mikrobiyoloji ön plana çıkıyor. Şu anki tıp eğitimimizde üçüncü sınıftan dördüncü sınıfa geçtikten sonra unutulan Biyokimya ve Mikrobiyoloji derslerinin hastalıkların gelişimindeki rolleri öyle güzel açıklanmış ki, aslında Temel Tıp ve Klinik Tıp ilişkisinin ne kadar iç içe olduğunu objektif olarak görüyorsunuz. Bu bilgilerin olgularla sunulması ise verilen bilgilerin ezberden çıkıp, hayatın içine geçmesini ve kullanılmasını sağlıyor.Bu kitabın tüm hekimlerimize farklı bir bakış açısı getireceğine inanıyor, öğrencilerimiz için de çok yararlanacakları bir kaynak olacağını düşünüyorum.Sizleri, hastalıkları bugüne kadar hiç görmediğiniz bir biçimde keşfetmeye davet ediyorum.Prof. Dr. Dilek Çolak
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi
Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı